25 Nisan 2007 Çarşamba

Kaynak: Gündem
Yer: Türkiye
Tarih: 25.4.2007
M. ALİ ÇELEBİ/

Ziya Gökalp, Bahaeddin Şakir, Mahmut Kamil, Halil, Enver, Talat Paşa gibi İttihatçıların bayrak edindiği 'ırkçılık', Ege, Akdeniz ve Marmara'nın mavi sularıyla kucaklanan Anadolu'ya, Mezopotamya'ya kan denizi akıttı. Bu zihniyetin şekillenmesinin bir sonucuydu. Önce sindirmeyle gelişti, zamanla yoketmeye vardı. Bağnazlığa bir örnek vermekte yarar var. Tutuculaşan, bilimsel gelişmelere yüz çeviren Osmanlı padişahları, Müslüman dışındakilere karşı o kadar önyargılıdır ki otopsiye dahi ancak 1841'de bir fermanla izin verilir. Bunu da nasıl verir! 'Kötü birşey' olduğunu söyleyerek yalnız Hıristiyan ölülere tatbik edilmek üzere otopsi izni verilir. Sadece bu örnek bile bu coğrafyanın nelere, nasıl bir zihniyete katlanmak zorunda bırakıldığının da özeti aslında. Bu ortamda Balkanlarda azınlıklara karşı görev verilerek yetiştirilen ve oluk oluk kan yağdıran aktörlerden Enver Paşa'nın 1908 öncesi Almanya'da olması, I. Dünya Savaşı'na da Almanya'yla birlikte karar vermesini sağlayan dönem 20. yüzyılın ilk soykırımını doğuruyor. Şifreli telgraflar ve emirlerle Ermenilere yönelik kıyımdan akan kanın sürüklediği süreç, 21. yüzyıldan 7 yıl almışken dahi cesaret edilerek sorgulanmayan bir tabu haline dönüştürüldü. Ermenilerin bu coğrafyada kadim halklardan olduğu gerçeğinin kabulü ret durumunu, Atatürk'ün Çankaya Köşkü'nün yapıldığı Kasapyan Bağevi'ni önce yazlık olarak kiralaması ve bu bağevinin Ermeni bir tüccara ait olması gibi durumlar da değiştiremiyor.

Coğrafyanın bir zenginliği olan Ermenilerin birçok yerde de cemaatleri bulunuyordu. İstanbul Ermeni Patriği'ne 'Ortadoğu'dan Avrupa'ya Kuzey Afrika'dan ABD'ye çok geniş cemaat topluluğu bağlı bulunduğu' kaydediliyor Ermeni kaynaklarında (İstanbul Armanians)

2. Abdülhamit'le başlayan soykırım

Osmanlı İmparatorluğu döneminde Müslüman olmayan azınlıklara yönelim her zaman insanlık adına utanç verici boyutlara ulaşmıştır. Dini, ırkçı ve yerli burjuva sınıfı üzerinden sermaye temerküzü yaratma güdüleriyle önce Anadolu coğrafyasından Hamidiye Alayları'nı oluşturan II. Abdülhamit ve 1915 dönemiyle Ermenileri ortadan kaldırma kararları verildi. Ardından 1915-19 arasında Asuri-Süryaniler, Seyfo diye adlandırılan süreçte yok edilmeye çalışıldı. Sonra mübadele yetmedi 1942'de Varlık Vergisi'yle Ermenilerin yanı sıra Yahudi, Rumların mülklerine çeşitli şekillerde el konup fırsatçılara dağıtıldı. Irkçı gazaba uğrayan mülk sahipleri Aşkale'ye amele olarak sürüldü. 6-7 Eylül 1955 olaylarıyla bu kez Rumlar yok edildi ya da göç ettirildi.

Bu bellek arşivine inildiğinde en trajik olanı 1915'te yaşananlardı. Birkaç ırkçı zihniyetin tetiklemesiyle, uygulama sadece tehcirle sınırlı kalmayarak Nazilerin gaz odalarına örnek teşkil ettiği kaydedilen zehirleme vakalarıyla tarih sayfalarına insanlık suçu olarak kaydedildi.

Farklılıklara tahammülsüzlük Trabzon'da Rahip Andrea Santoro 5 Şubat 2006'da, Agos gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'e suikaste, yani 2007'ye kadar vardı. Burda da durmadı 18 Nisan 2007'de Malatya'da Hristiyanlık kitapları yayınlayan Zirve Yayınevi'ne düzenlenen baskında 3 kişi sandalyelere bağlanıp boğazı kisilerek katledildi. Ya bundan sonrası... Bundan sonrası benzer şeylerin yaşanmaması için önce tarihi iyi okumak, sonra insana, doğaya, özgürlüklere sahip çıkmak gerektiğini söylemeye gerek var mı?

Bugüne kadar iktidar odakları halklar arasındaki buzu kırmak için çaba sarfetmek yerine ayrılığı körüklemeyi tercih edip, bugün yine Türkiye gündemi, bir yandan sınır ötesi operasyon tartışmalarıyla cumhurbaşkanlığı seçimlerine kilitlenirken, diğer yandan ABD Kongresi'nde görüşülmesi düşünülen Ermeni Soykırımı Tasarısı'nın tedirginliğine saplanmış durumda. Her yıl ABD başkanlarına verilen tavizler sonucu, soykırım tasarısı ve 24 Nisan konuşmalarının içinde jenosit kavramının yer alması engellenirken; bu yıl Ankara, tasarının çıkması sözü de vererek seçilen Demokrat Parti'li isimlerin Kongre çoğunluğunu alması nedeniyle oldukça endişeli. AKP hükümeti önce Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'e Şubat 2007'de 6 günlük Washington turu yaptırdı. Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi'den randevu alamadan döndü. Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Ergin Saygun'un üst araması kriziyle noktalanan ziyaretinin ardından Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt'ın 6 günlük ziyareti geldi. Bu ziyaretin yanı sıra AKP-CHP organizeli farklı zamanlarda 3 heyet, Kürtleri kilit altında tutma arayışlarının yanında Ermeni soykırımı tasarısının Kongre'den çıkmaması için lobi çalışması yaptı. Son olarak AKP'den Yaşar Yakış, Mehmet Dülger ve Zekeriya Akçam, CHP'den Onur Öymen ve Şükrü Elekdağ'dan oluşan bir milletvekili heyeti hâla Washington'da pazarlıklar yapıyor. Gül'ün tasarının çıkmasının ilişkileri zehirleyeceğini kaydetmesi, Büyükanıt'ın da 'Biz böyle bir şey olursa bundan inciniriz, bundan rahatsızlık duyarız' açıklamaları benzer tasarının çıkmasını engeller mi? Soykırım Yasası'ndan sonra Fransa'yla askeri ilişkileri keserek silah ihaleleri ve Nebucco adı verilen Hazar enerji kaynaklarının taşınacağı hatta Fransa firmalarını dışarıda tutmaya çabalayan Ankara; İncirlik Üssü, uçak ihaleleri gibi kozlarla durumu ne kadar idare edebilir? Yakma, zehirleme, kurşunlama, kesme, boğma gibi yöntemlerle anılan kanlı dönemin belgelerinin açılması için de tartışmalar yürütülürken 9 Mart'ta Galip Enyüce (Mereto) adlı JİTEM ajanı olduğu kaydedilen bir kişinin Diyarbakır'ın Kulp ilçesi Eskar Köyü yakınlarında bir mağarada 7 HPG'liyi zehirlemesi olayı dikkat çekti. Tarih tekerrür mü ediyor dedirtecek bu gelişme ister istemez Ermeni Soykırımı çerçevesinde Osmanlı Padişahı II. Abdülhamit ve İttihat ve Terakki döneminin trajedilerini anımsatıyor. Ne olmuştu bu dönemde. Ermeni soykırımı sırasında sadece birkaç kentte yaşananları tartmak genel röntgeni düşünme penceresi açması açısından önemli. Medz

Yeghern'den 2007'ye

Osmanlı'nın son dönemlerinde meydana gelen kıyımların doruk noktası 1915'i Türkiye'deki sosyalist hareketin duayenlerinden, 1916'da doğan ve Osmanlı'nın son dönem öykülerini dinleyerek okuyan Mihri Belli şöyle özetliyor: '1915 iktidardaki İttihat ve Terakki tarafından Alman efendilerinin onayıyla sonunda 1,5 milyon insanın telef olduğu bir soykırıma dönüşen Ermeni tehcirini tezgahladığı şoven duygularının alabildiğine körüklendiği yıldır.' Britanya'nın ele geçirdiği İttihatçıların gizli oturumda belirledikleri '10 Emir'deki yöntemlerle hızlandırılan 20. yüzyılın ilk soykırımıyla insanlığa karşı suç işleyenler Osmanlı'nın son dönemlerinde 1919'da yargılandı. Kimi suçlu bulunarak idam edilirken, olayları organize eden İttihat ve Terakki'nin troykası ve kilit rol arkadaşları yurt dışına kaçarak verilen idam kararının uygulanmasından kurtuldu. O dönem Jenosit kavramı siyasal literatüre henüz girmediği için Ermenilerin söz dağarcığında 'Medz Yeghern-Büyük Facia' olarak yer eden, (Alman kaynaklarında 1.2 ila 1.5 milyon kişi arasında gösteriliyor) bu tarihin zehirleme kesitini bu dizide ele alacağız.

Öncelikle Ermeni sorunuyla yüzleşmekten kaçan Ankara'nın çıkmasını istemediği ABD Kongresi'ndeki tasarıyla perdeyi açmakta yarar var.

Tasarının bam teli

Tasarı Ermeni Soykırımı Tasarısı (Armanian Genocide Draft Law) ABD'de Ocak 2007'de bir grup Demokrat ve Cumhuriyetçi vekil ortaklığıyla hazırladı. Tasarıda 'Ermeni Soykırımı 1915-1923 arasında Osmanlı İmparatorluğu tarafından tasarlanıp uygulandı ve yaklaşık 2 milyon Ermeni'nin sınır dışı edilmesiyle bunların 1.5 milyon kadın, erkek ve çocuğun öldürülmesiyle ve 2500 yıllık Ermeni varlığının anavatandan tasfiye edilmesiyle sonuçlandı' deniyor. 'Savaş Bakanı Enver, İçişleri Bakanı Talat, Donanma Bakanı Cemal'in idam cezası aldığı ancak uygulanmadığı' kaydediliyor tasarıda.

Tasarıda, dönemin ABD İstanbul Büyükelçisi Henry Morghentau'nun çalışmalarına atıfta bulunuyor. 16 Temmuz 1915'te ABD Dışişleri Bakanı Robert Lansing'in 'Ermeni zulmünü durdurmaya yönelik prosedürü onayladığı kaydediliyor. Tasarıda, 13 Nisan 1920'de Ermenistan'da görevli ABD ordusu generallerinden James Harbord'un Senato'ya sunduğu rapora dikkat çekilerek, 'işkence ve ölümle tanışmayanların çok az' olduğuna işaret ediliyor. Ermenistan ile sınırı açma cesareti dahi gösteremeyen Ankara ise, hâla trajedilerin yaşanmaması, nüfusu ne kadar olursa olsun bütün halklara aynı nazarla özgürlükçü temelde yaklaşılması noktasından uzak durmayı sürdürüyor. 21. yüzyıla kadar taşınan 'yok sayma' politikası ile yürünemeyeceği görülmeli. Artık yaşananların örtbas edilerek, halkları inciterek bir barış ufku yakalanamayacağının bilincine varmalı 'derin Osmanlı İmparatorluk tarihi'ne sahip çıkanlar.

Soykırım belgeleri yakıldı

Soykırımı örtbas etmek için Talat Paşa gibi İttihatçılarca verilen emirleri içeren telgraflar ve diğer belgelerin yakılması gerçekleri karanlık sulara gömemedi. Çetelerin üstlerinde çıkan altınların kanlı olmasının izahından kaçılıyor. Muvakkat (Geçici) Dahiliye Nazırı Ahmet İzzet 1919'da bu yok etmeye dikkat çekerken 'İttihatçıların cürmünü ispat edecek vesikalar yok edilmiştir' diyordu. 'Yakın' talimatını içeren belgelerin bazı ülke arşivlerine kaldırılmış olmasının yanında, yüzbinlerce insanın ailesinden kopanların tarihin yüreğini dağlayıcı boyutu toprak altı edilemiyor.

Genelkurmay ve Türk Tarih Kurumu dönemin arşivlerini açmaya yanaşmazken, birçok ülkenin arşiv raflarına giren belgeler jenosit döneminin basmaklarını gösteriyor.

İttihatçılar yönetim organlarındaki varlıklarıyla yetinmezler ve 10 Ocak 1913'te tüm rakipleri tasfiye ederek yönetimde 'tam diktatörlük' çarkı kuran İttihatçılar Sadrazam Mahmut Şevket Paşa'yı da Haziran 1913 suikasti sonucu ortadan kaldırır. İpler tamamen Enver, Talat ve Cemal Paşa Troykasında ve kollarında toplanır. Selanik'teki fırka merkezi de İstanbul'a taşınır. Eylül 1913 kongresini yaparlar. Merkez Komite üyeleri 7'den 12'ye çıkarılır. Artık Abdülhamit'in tam gerçekleştiremediği şeyleri hayata geçirebilirlerdi. Arşiv araştırması yapan yazarlar tehcir öncesi Ağustos 1914 tarihli seferberlik emriyle eli silah tutan Ermeniler askere çağrılmasına dikkat çekiyor. Önce 20-45 yaşında olanlar toplanır ardından bu çerçeve 45-60 yaş arasına yayılır. Askere alınanlar amele taburlarında silahsızlandırılıp öldürülür, Alman subayların notlarında göre. Boğazları kesilmiş halde bulunur çoğu. Askere çağrılanları öldürenlerden biri de Enver'in amcası Halil Kut Paşa'dır. Alman arşivlerinde, Osmanlı döneminde Konsolos Muavini olarak çalışan Scheubner Richter'in 4 Aralık 1915 raporu dikkat çekiyor: 'Halil'in (Kut) Irak'a düzenlediği sefer, Ermeni ve Suriye katarlarının katledilmesine sebep oldu. İki gece içinde 15,000 Ermeni Musul'da öldürüldü. Yaşına cinsiyetine bakılmaksızın gruplar halinde nehrin kıyısına götürüldü ve soğuk, kör aletlerle doğrandı. Böylece barut ve kurşun tasarrufu da sağlandı.'

Veliahtın sözleri

Alman bir Askeri Tabibi yaşananları I. Dünya Savaşı'nın Moral Tarihi adlı çalışmasına aktarır: '1.2 milyon sivil kurbanla dünya harbinin hiç şüphesiz en büyük cürümünü teşkil eden tehcir şeması dahilinde ifa edildi. Keza tehcir, talan, cinsi cinayetler, hırsızlık, tecavüz, kadın simsarlığı ve beyaz insan köleliği yönünden dünya tarihinde tektir.' Fransız arşivinde, Enver Paşa'nın Fransız Diplomat Aristide Briand'a söylediği kaydedilen 'Osmanlı İmparatorluğu Ermenilerden ve Lübnanlılardan temizlenmelidir. Ermenileri kılıçla ortadan kaldırdık, öbürlerini ise açlıkla yok edeceğiz' sözü dehşet verici. Osmanlı Veliaht Prensi Abdülmecit The Morning Post gazetesine 7 Aralık 1918'deki demeci çarpıcı: 'Bunlar tamamıyla Talat ve Enver'in işi. Cedlerimizi rezil eden lekelerdir. Hadiseler başlamadan önce Enver'e Abdülhamit idaresinde bizi utandıran ve rezil eden katliamlara tekrar müracaat niyetlerinin olup olmadığını sordum. Alabildiğim tek cevap 'Karar verildi. Program bu' oldu.'

Avam Kamarası'ndaki 'eza'

Osmanlıda görev yapan ve Teşkilat-ı Mahsusa (dönemin gizli servisi) çetelerinden III. Ordu 8. Alay'a komutalık eden Alman Miralay Stange'nin Yaveri Teğmen Fadıl Harun da, Ermenilerin zehirlendiğini ve Karadeniz'de birçoğunun boğularak öldürüldüğünü belirtir. Miralay Stange de Osmanlı Ordusu'nda görev verilen Liman von Sanders'e gönderdiği raporda, kimi Ermenilerin denizde boğulduğunu kimilerinin de dağa götürülüp kılıçtan geçirildiğini ifade eder. Sağlık Teşkilatı Müfettişi Dr. Ziya Fuad da, Saib'in zehirleyerek ölümlere neden olduğunu belirtir. Ermeniler başka bölgelere nakil adı altında açıklara götürülüp denize atılır. I. Dünya savaşında Almanya ile birlikte Osmanlı'nın yanında yer alan Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun Trabzon Konsolosu Ernst von Kwiatkoski'nin Viyana'ya gönderdiği raporda, boğdurulan Ermenilerden örnekler verir. Trabzon merkeze uzak düşen Hamzaköy'de de 132 Ermeni Amele Taburu neferinin öldürüldüğünü aktarır. Almanya'nın Trabzon Konsolosu Heinrich Berfeld de raporunda, 'Bütün meslektaşlarımız ve benim kanaatimiz odur ki, kadın ve çocuklara gösterilen muamele bir kitle katlidir' diyor. Britanya'da milletvekili J. Spear'in 10 Kasım 1918'de Avam Kamarası'nda yaptığı konuşmada, 'Harp sırasında trajediler yaşandı ve eza çektirildi. Lakin hiçbirşey halkımı Türkiye'nin binlerce Ermeni'yi denizde boğmasından ziyade tahrik etmedi' sözleri unutulamaz.

www.hyetert.com

Hiç yorum yok: